III
Bir günüm bir günümü taklitten
kaçınırdı hep. Buna insanlık olarak çok alıştığımız için olsa gerek ilginç
duyumlar okşuyordu kulağımı. O kötü haberin peşine taze meyve gibiydiler. Geniş sayılabilecek bir çevre ve dengesiz
hareketler çok nadir size faydalı sonuçlar doğurur. Nadirliklerden birisine rast
gelmiştim. Beni ilginç bulmak normal insanların eylemi değildir. Diğerlerinden
farklı olduğunu her yönden kanıtlıyordun işte.
Hiçbir zaman Edison yahut Tesla
sempatizyanı olamadım. O gün ise ikisini birden Cennet’e misafir edebilecek
kadar duam oldu onlara.
Bana mesaj atmıştın. Tam yirmi
dört harften oluşan bir mesaj. İnan bana o kadar peygamber Allah’tan vahiy
geldiğine bu kadar sevinemezdi. Ne yazık ki o gün, sana rağmen, hüzünlü geçti.
Sana rağmen hüzünlü geçirdiğim dakikalar adına özür dilerim ama inan bana
vicdanım çoğu zaman her şeyi ezip geçer. Yas tutuyordu vicdanım. Senin gibi
antidepresana rastlamadım ben. Birkaç saatlik konuşmamızdan sonra çok
rahatlamıştım.
Arkadaş olmak istiyordun, derdini
anlatıyordun. Sorunlarını, eğlencelerini ve her şeyi anlatıyordun. Bir an
sıkıldıysam seni dinlemekten, bir an heyecanlanmadıysam söyleyeceklerini
dinlerken Edison ve Tesla, ikisi birden, diğer tarafta elektrikle infaz
etsinler beni.
Başkasına olan aşkını dinlememe
rağmen daha çok bağlanıyordum sana. Benliğimin buharlaştığını ve onun yerine
bir sen dolduğunu hissediyordum. Senin sayende ikinci bir rengi kutsadım, bir
çiçekle olan bağımı kelimelerin ötesine taşıdım. Anlamsız bir çok kavramdan sen
çıkar oldun.Sonunda dehşet ötesi bir kavram da yayılmaya başladı vücudumda.
Özlemek.
Senden haber alamadığım zamanlar,
ara açıldıkça eksik hissetmeye başladım kendimi. Güne mutlu, umutlu uyanıp;
gece başımı yastığa çaresiz koyuyordum. Çocuk olmuştum, çocuklaşmıştım. Sabah
evden birkaç misket ile çıkıp, yarısını oyunda kaybeden beceriksiz bir çocuk.
Dağıttığım neşenin kaynağıydın ve dağıttıkça eksiliyordum. Neden tazelemiyordun
çayımı?
Vakit geçtikçe endişelerim de
artıyordu. Ya sevdiğin oğlan benim sende gördüğümü görürse? Korkuyordum, çünkü
o oğlanın imanı zayıf olabilirdi ve seni gördüğünde haşa Allah’ı unutabilirdi.
Tabi ki senin mutlu olmanı isterdim ama seni mutlu ederken bir ademoğlunun
dinden çıkması hoş değildi. Bu yüzden dualarımı hep sende bulduğumu kimsenin
bulmaması tarafında kullandım. İnan bana seni düşündüğümden yapıyordum her
şeyi, mutluluğumuz için.
Çok nadir konuşabiliyorduk. Çok
kısa sürüyorlardı. Nitekim konuşuyorduk işte. Aylarca mektup bekleyen dedelerim
kadar olamayacaktım belki. Konuşuyorduk. Japon balıklarından, insanların
hayattan ne bulduğundan, havadan sudan. Her meteoroloji sunucusu havayı suyu
seninle konuşmak isterken sen benimle konuşuyordun. Seninleyken kendimi değerli
hissediyordum. Bütün kötülüklerine ve çirkinliğine rağmen kralın akrabası
olduğu için saygı gören bir kimsenin değeriydi bu.
Seni anladıkça ağzım açık
kalıyordu. Kendini güzel bulmuyordun ve bu konuda ciddiydin. Alçak gönüllülük
yapamayacak kadar güzeldin ama sen güzel olmadığın konusunda ciddiydin. İşte
diyordum, sonunda benim için yaratılmış bir hanımefendi değil de nedir bu?
Eminim ilk insanlar olarak biz ayarlanmıştık, kaburga kemiğim sökülmeye dahi
hazırdı senin için. Hazreti Adem sıraya kaynak yapmış olmalı, aksi halde Havva
ve Adem bizden fazla birbirleri için yaratılmış olamazlar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder