3 Ekim 2014 Cuma

Kıvırcık Yazılar

III
Bir günüm bir günümü taklitten kaçınırdı hep. Buna insanlık olarak çok alıştığımız için olsa gerek ilginç duyumlar okşuyordu kulağımı. O kötü haberin peşine taze meyve gibiydiler.  Geniş sayılabilecek bir çevre ve dengesiz hareketler çok nadir size faydalı sonuçlar doğurur. Nadirliklerden birisine rast gelmiştim. Beni ilginç bulmak normal insanların eylemi değildir. Diğerlerinden farklı olduğunu her yönden kanıtlıyordun işte.
Hiçbir zaman Edison yahut Tesla sempatizyanı olamadım. O gün ise ikisini birden Cennet’e misafir edebilecek kadar duam oldu onlara.
Bana mesaj atmıştın. Tam yirmi dört harften oluşan bir mesaj. İnan bana o kadar peygamber Allah’tan vahiy geldiğine bu kadar sevinemezdi. Ne yazık ki o gün, sana rağmen, hüzünlü geçti. Sana rağmen hüzünlü geçirdiğim dakikalar adına özür dilerim ama inan bana vicdanım çoğu zaman her şeyi ezip geçer. Yas tutuyordu vicdanım. Senin gibi antidepresana rastlamadım ben. Birkaç saatlik konuşmamızdan sonra çok rahatlamıştım.
Arkadaş olmak istiyordun, derdini anlatıyordun. Sorunlarını, eğlencelerini ve her şeyi anlatıyordun. Bir an sıkıldıysam seni dinlemekten, bir an heyecanlanmadıysam söyleyeceklerini dinlerken Edison ve Tesla, ikisi birden, diğer tarafta elektrikle infaz etsinler beni.
Başkasına olan aşkını dinlememe rağmen daha çok bağlanıyordum sana. Benliğimin buharlaştığını ve onun yerine bir sen dolduğunu hissediyordum. Senin sayende ikinci bir rengi kutsadım, bir çiçekle olan bağımı kelimelerin ötesine taşıdım. Anlamsız bir çok kavramdan sen çıkar oldun.Sonunda dehşet ötesi bir kavram da yayılmaya başladı vücudumda. Özlemek.
Senden haber alamadığım zamanlar, ara açıldıkça eksik hissetmeye başladım kendimi. Güne mutlu, umutlu uyanıp; gece başımı yastığa çaresiz koyuyordum. Çocuk olmuştum, çocuklaşmıştım. Sabah evden birkaç misket ile çıkıp, yarısını oyunda kaybeden beceriksiz bir çocuk. Dağıttığım neşenin kaynağıydın ve dağıttıkça eksiliyordum. Neden tazelemiyordun çayımı?
Vakit geçtikçe endişelerim de artıyordu. Ya sevdiğin oğlan benim sende gördüğümü görürse? Korkuyordum, çünkü o oğlanın imanı zayıf olabilirdi ve seni gördüğünde haşa Allah’ı unutabilirdi. Tabi ki senin mutlu olmanı isterdim ama seni mutlu ederken bir ademoğlunun dinden çıkması hoş değildi. Bu yüzden dualarımı hep sende bulduğumu kimsenin bulmaması tarafında kullandım. İnan bana seni düşündüğümden yapıyordum her şeyi, mutluluğumuz için.
Çok nadir konuşabiliyorduk. Çok kısa sürüyorlardı. Nitekim konuşuyorduk işte. Aylarca mektup bekleyen dedelerim kadar olamayacaktım belki. Konuşuyorduk. Japon balıklarından, insanların hayattan ne bulduğundan, havadan sudan. Her meteoroloji sunucusu havayı suyu seninle konuşmak isterken sen benimle konuşuyordun. Seninleyken kendimi değerli hissediyordum. Bütün kötülüklerine ve çirkinliğine rağmen kralın akrabası olduğu için saygı gören bir kimsenin değeriydi bu.
Seni anladıkça ağzım açık kalıyordu. Kendini güzel bulmuyordun ve bu konuda ciddiydin. Alçak gönüllülük yapamayacak kadar güzeldin ama sen güzel olmadığın konusunda ciddiydin. İşte diyordum, sonunda benim için yaratılmış bir hanımefendi değil de nedir bu? Eminim ilk insanlar olarak biz ayarlanmıştık, kaburga kemiğim sökülmeye dahi hazırdı senin için. Hazreti Adem sıraya kaynak yapmış olmalı, aksi halde Havva ve Adem bizden fazla birbirleri için yaratılmış olamazlar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder