8 Mart 2018 Perşembe

Düzene Selam, Dolara Sevgiler


Dünya koca bir market ve bizler de müşteriyiz. 90’lardan bugüne geçirdiğimiz bir küsur asrın özeti nispeten bu. Amerika propagandasının da etkisiyle insan haklarını ve baskı yönetimini ağzımızda sakız ettiğimiz modern dünyanın en büyük ideoloji yürütücülerinden birisi olan Sovyetler Birliği’nin çınar gibi yıkılması dünya halklarını bir tekele itti: liberal ekonomi, kapitalist düzen. Yaşadığımız yüzyılın en büyük ironisi belki de budur, sistemde rekabeti savunan bir düzenin tekel, mutlak çözümmüş gibi tabağımıza sunulması. Sistemle sıkıntısı olanların bile onsuz bir dünyayı hayal edemediği, ütopya gördüğü ve hamburgere doyamadığı bir yüzyıl. Hak savunmanın anarşi görüldüğü, krallıklar çağından farksız bir mutlakıyet güdüsünün sürdüğü, sofrada çorbanın aranmadığı bir yüzyıl.
               Liberalizmin pratikteki yansıması gösteriyor ki asıl liberalizm kurgusu başlı başına bir ütopyadan ibaret. Kim bu liberaller, ne istiyorlar? Nedir bu kapitalizm, sosyalistlerin alıp veremediği ne? Liberalizm istiyor ki; her insan, yalnız insan olmasının getirdiği erdemlerle, kimsenin canını yakmadan, kendi halinde özgür ve mutlu yaşayabilsin. Köyünden mi sıkılıyor, şehre yerleşsin. Çikolata mı almak istiyor, ister bitter alsın, isterse beyaz çikolata yesin. Dileyen dilediğiyle sevişsin, kimse karışmasın. Cinsel kimliğini mevcut düzenin dışında mı görüyor, kendini dilediği gibi tanımlasın. Polis bireyin özgürlüğünü gözetsin, yargı insani erdemleri her şeyin üstünde tutsun. Kumarı eğlenceli mi buluyor, kazandığı parayla oynasın. Kimseye zarar vermiyorsa küçük yaramazlar yapıp neden marihuana kullanamasın? Yalnız kimse devletten bir şey ummasın. Devlet baba olmasın. Kazandığı parayı harcamakta nasıl özgürse eğitim yükünün altına da öyle girsin, sağlık yükünün altına da öyle girsin. Sonuçta devlet sana çocuk yap demedi, onun sorumluluğu da bu kararı alanda olsun. Devlet hiçbir zaman iş sözü vermedi, insan kendi hür iradesiyle girsin piyasaya ekmeğini piyasadan kazansın. Devlet dediğin angarya işler yapmasın; inşaatı taşerona versin, devletin nesi varsa şirketler işletsin. Buradan kaldırdığı parayı da versin insan haklarına, versin özgürlüklerin arttırılmasına. Yani işin aslı, liberalizm pembe bir roman, ucuz bir dizi. Hatta öyle ki sosyalistler ucube düzenin insanlarına göre özgürlükleri daha fazla savunuyorlar. Sistemin karşısındaki bu insanlar, en azından sistemin vaat ettiklerini görebilmeyi istiyorlar, devrim yapmayı değil. Topal sistem ise kazandığı kardan farklı bir şeye kafa yoramıyor.
               Bu işi çıkmaza sokan ise bizleriz: sessiz yığınlar. Cüret edip de liberalizmi bir ideoloji olarak dahi görmüyoruz. Komünizmden ölesiye korkarken, sosyalizmden dahi ayıramazken bile aslında korkularımızın bu düzende de yaşadığımızı göremiyoruz. Ucube bir sistemin içerisinde, kar çarklarının altında iş gücü ciddiyetinde dahi değil, müşteri potansiyelinde görülüyoruz. Devletin kanatları altında, güvende olmaya alışmış bizler; nasıl oluyor da sırtımızı dayanabileceğimiz bir çınar olmadan böylesine rahat hissediyoruz. Daha fenası, devletin garantörlüğünü savunan sosyalizmden neden ölesiye korkuyoruz. Tüm bunlar sessizlik sürüsünün düşünmediğinden ibaret. Başkasının yaptığı köprüyle övünürken tarifsiz bir miktarı vermek ve rahat olmak neden? Köprüsü, tüneli yine bir yerde dursun. Koskoca devletin kaldırım kenarlarına memurunu koyarak kendi tekelinde değnekçilik yapıp park parası toplaması ne tür bir utanmazlık.
               Sizler sadece sermaye sahiplerinin manipülasyonlarına boğulan, düşünmeye korkan insanlarsınız. O kadar korkaksınız ki kendi fikirleriniz, karalanma kampanyasına kurban giden bir ideolojinin yanında yöresinde yer alırsa diye söyleyemeyen insanlarsınız. Sosyalizmi övmüyorum, komünizmi güzellemiyorum. Düşünmek nedir unutturulmaya çalışılan kuşakları cesaretlendirmeye çalışıyorum. Ne hakkınızı aramak anarşidir, ne de hakkınızı savunmak terörizm. Mutlak itaat isteyen değnekçilikten başka bir şeye gücü yetmeyen yüzsüzlere karşı susmaksa insan tabiatına hakarettir. O yollar hiçbir zaman şirketlerin özel mülkü olmadı, o köprü daha çok para kazanmak için değil sevdiklerinize daha rahat ulaşın diye yapıldı. Hayal değil gerçek, siz en temelinde ne toplu ulaşım için ne de içtiğiniz su için para ödemek zorunda değilsiniz. Ödediğiniz para kullandığınız emeğin karşılığını vermek için olsa bile kimsenin bunlar üzerinden kar elde etmeye hakkı yok. Sizler en iyi eğitimi kimseye bedel ödemeden elde hakkına sahipsiniz. Sizler hayatınızı devam ettirme hakkına kimseye bedel ödemeden de sahipsiniz. İnanın bunlar benim şuan uydurduğum şeyler değil. Sizlerin de içinden geçenler.
               Sizler daha iyisinin hayalini eldeki haklara karşılık vermeyi kabul etmiş insanlarsınız. Zengin olacağınız fikri sizi o kadar baştan çıkarıyor ki gözünüz ne haklarınızı görüyor ne de sessiz kalarak ne tür bir dolandırıcılığın yardakçısı olduğunuzu. Bana inanın, o kaymak size düşmeyecek. Birbirimize güvenimiz yok, herkes adı gibi biliyor. Kaymağı yiyen sen olsaydın sen de memnuniyetten dört köşe olacaktın. Çünkü bu dünya kaymak yiyebilenlerin, bal tadabilenlerin dünyasına dönüştü. Hiçbirinizin eşitliği sağlamak, adaleti getirmek gibi erdemli dertleri yok, olmadı. Sistemde kazanan olmak için birbirinizin üstüne basmaya da razısınız, her türlü şerefsizliğin daniskasını da yapmaya. Sizler asıl sermaye sahiplerinin güçlerini sürdürebilmek için oyaladığı piyonlarsınız. Birçoğunuz hiçbir şey kazanamadan ölecek, belki bunun da farkındasınız. Umutlarınız, onlar o çok korktuğunuz uyuşturucudan bile daha tehlikeli. Uyuşturucunun bir hayatı nasıl söndürdüğünü görebilirken, bu refah umutlarınızın sizleri nasıl ezdiğinin farkında değilsiniz.
               Memleketinizde adaleti arayacak hâkim yok. Hapishaneler iddianamesi dahi hala hazırlanmamış tutuklu insanlarla dolup taşıyor. Sizin de tanıdığınız birçok insan; komşunuz, akrabanız, arkadaşınız. İşledikleri suç ne, en yakını sizler dahi cevap veremiyorsunuz. Sizler komünizmi gaddar, despot, hoşgörüsüz bir canavar olarak mı görüyorsunuz? Korkunuz buysa, buyurun. Korkun. Sizler komünizmi dinsiz, saygısız ve ahlaksız olarak mı görüyorsunuz? Derdiniz buysa, buyurun. Camii inşa edip genelev işletmek bahsettiğiniz din değil. Ezanı Arapça okuyup pedofili grupların sırtını sıvazlamak din değil. Siz içkiye kızarken, aldığınız maaşı içki vergisinden kazanmanız din değil. Yılların baskısı o kadar bunaltmış ki sizi, olması gereken sizlere verildiğinde nimetçesine karşıladınız. Sizin haklarınız nispeten tamamlanırken, başkasının hakkının yenmesini umursamadınız. Bir yurttaştan durduk yere nefret etmenizin mantıklı bir açıklaması yokken kar ve güç güdüsü için buna zorlandınız.
               Sizden bir dileğim var. Buyurun düşünelim, buyurun konuşalım. Ne devlet birilerinin bakkalıdır ne sizler müşterisiniz. Lütfen hak ettiğinizi talep edin. Başı kapalı eğitim görmek de hak edilmiş kazançtır, oturma eylemi yapmak da. Camiye gidebilmek de haktır, fikrini söyleyebilmek de. Tek duyduğunuz kendi ağzınızdan çıkan olmasın. Ülkenin insanıysak yurttaşız. Devlet de bizi soymak isteyen bir soyguncu değil; hem annemiz hem babamız. Hepimiz ideal hayatlarımızda, hep birlikte, sorunsuzca yaşayabiliriz. Buyurun talep edelim, buyurun kardeşçe yaşayalım.