17 Aralık 2014 Çarşamba

Kıvırcık Yazılar

VI
                Bu sözler ucuz turuncu bir kalemin siyah kömürüyle kâğıtta dans ettirmeden önce inan senin fotoğrafına dahi bakmıyorum. Elimde bir tane bile yok zaten. Bu okuyucu için aldığım bir önlem aslında. Eğer yazmadan önce bir kez seni görürsem bu parmaklarım “artık yazmayı kes” diyene kadar durmayacağım anlamına gelir. Başka bir telaffuzla binlerce kelime, yüzlerce sayfa ve birkaç roman olarak da kulaklara uğrayabilir.
                Her neyse. Kalbindeki tarlalarda yetişen çileklere de selam!
                Sen saklamak istesen de farkında değilsin. O çileklerin kokusu gülmek için açılan ağzından ve gülen ağzına destek veren gözlerinden ziyadesiyle çıkıyor.
                İnsan insanı öldürdükten sonra dahi tiksinç bunalımlara giriyor. Eğer Azrail aldığı o kadar cana rağmen henüz intihar etmediyse, onu bu intihar girişimlerinden caydıran şey kesinlikle gülüşün olmalı. Demek çileksever bir melek ruhlara eşlik ediyor.
                Çikolatanın mucidi kimse, bakışına maruz kalsaydı eğer çikolatayı dünya piyasasına “Süper Ekşi Enfes Ekvatoral Çeşni” adı altında sürerdi. Çocuklarımız çikolatalı gofret yiyorsa yine senin sayende.
                Yamyamları vejeteryan kılabilecek bir yaşam enerjin var ve mutlu olmadığını söylüyorsun. Bu tavrından acilen vazgeç. Aksi halde seni böyle gören vejeteryanler çiğ et yemeye başlar. Daha kötüsü hayvanseverler sadist eylemlere eğilim gösterirler. Kedileri sevdiğini umuyorum.
                Farkında mısın bilmiyorum ama sen böyleyken medeniyet ilerlemiyor. Gülüşünle de dalgalar halinde çağın ilerisine sıçrıyoruz. Zamana, takvimlere ve saatlere aykırı bir ruh dünyan var. Bunu seni seven kimselerden duymuşsundur. Buna eminim. Çünkü öyle bir yüzün var ki okuma yazma bilmeyen bir kimse sadece saçlarından ilham alarak Nobel Edebiyat ödülünü üst üste yedi kez kazanabilir.
                Sana çiçeklerin selamı var. Papatya hariç hepsi dargın sana. Onları da papatyayı sevdiğin gibi sevmezsen hiçbiri cennete dikilmeyecekmiş.
                Bu arada papatyaları da böylesine sahiplendiysem papatya sevdiğimden değil, seni sevdiğimden.
                Bunları sana yazıyorum. Sana yazmamın basit bir açıklaması var. Şiirlerde önümü kesen, şarkılarda kulağıma fısıldayan, kitapların satır aralarından fırlayan, filmlerde başrol oynayan ve kimi kutsallaşan geceler rüyama giren sensin. Özel bir sebebi yok anlayacağın. Altı üstü seviyorum.
                                                               Ve nasıl bitiriyor mektubunu Nazım Hikmet?

                                                                                              “Herkese selam, sana hasret”