Kıyamet Rönesans’la başladı. Kendini doğanın parçası olarak
gören insan bir şeylerin ayrımını yapmaya başladı. İnsan inanılmaz bir değer
kazandı. İnsanlık adına yapılmış her şey meşru bir zemin kazandı. Semavi
dinlerin altın çağında ortaya atılan bu fikir ilahi duyguların yıldızını
söndürüp insani duyguları yüceltti. Dünyayı açacağım pencereden bir kez daha
sorgulayın. Sizin sahip olduğunuz tüm önkabuller birer yalandan, tüm iyiler
sorgulanmamış yalanlardan ibaret.
İnsanlığı geliştirecek her şey
iyidir. Yalanların belki de en sinsisi, en yumuşak karından vuranı, en
inanılmak isteneni… Modern hayat günden güne ihtiyaçlarınızı karşılayan bir
yapı değil. Önce sorunlar üretip daha sonra ürettiği bu sorunlara koyduğu
geçici ve iğreti çözümlerle sizi dolandıran bir yapıdan ibaret. Gerçekten
modernitenin sorunları çözdüğüne inanıyorsanız kendinize şunu sorun, dedenizden
daha mutlu ve daha rahat bir yaşam sürüyor musunuz? Teknoloji çağının size
sunduklarına bakalım. Telefon, artık insanların sesini duymak için kullanılmaktan
bile uzaklaşan bu araç hangi ihtiyacımızı gideriyor? İletişim? Evden binlerce
kilometre uzakta her istediğiniz anda annenizin, sevgilinizin yahut kedinizin
sesini duyabiliyorsunuz. Uçağı düşünelim, binlerce kilometreyi saatler
içerisinde aşıp annenize, sevgilinize, kedinize sarılabiliyorsunuz. Her şey o
kadar romantik duruyor ki sorunu anlayamadınız. En temele inin, neden
annenizden, kedinizden, sevgilinizden binlerce kilometre uzaktasınız? Çalışmak
için memleketi bırakıp bir metropole yerleştiniz, eğitim için yarım yıl
gittiğiniz yurtdışında bir şehirde sevgiliniz oldu, maldiv adalarında tatil
yaptınız. Aslında tüm bu problemlerin kaynağında yatan o sorgulanmamış etken,
hep öyle olduğunu varsaymanızı isteyen önkabuldür işte teknoloji. Zira bundan bin yıl önce olsa memleketinizde
çalışıp, köyünüzden bir kızla flörtleşip tatil için maldivlere gitme ihtiyacı
duymayacaktınız. Yine de bu sizi korkutuyor. Çünkü özellikle kapitalizmin
sunakları ağzınızı sulandırıyor. Av öncesi savandaki bizonları izleyen aslanlar
gibi, tatil sitelerinde gezerken ağzınız sulanıyor. Rahat olmadığı milyonlarca
kez deneyimlense bile aklınızın bir ucunda metropolde yaşamak düşüncesi
geçiyor. Bu nimetler alındığında yaşayamayacağınız düşüncesi öyle empoze
edilmiş ki sizden iki kuşak öncesinin yaşantısını hayal etmek dahi sizi dehşete
düşürüyor, korkudan mideniz bulanıyor. Bunun yanında hiçbiriniz mutluluğu
bulduğunuza inanmıyorsunuz. Sebebini bilmiyorsunuz. Anlamaya gayret
etmiyorsunuz. Çünkü teknoloji elinize telefon verip dikkatinizi dağıtırken
değerli olan birçok şeyi arkanızdan taşıyor. Getirdiği her çözüm istemsizce bir
sorunu doğuruyor. İletişimi sağlıyorsunuz yetmiyor cebinizde taşıma
istiyorsunuz, cebinizde taşımak yetmiyor konuşmaktan fazlasını istiyorsunuz,
yapabileceklerinizin sınırı kalktığında aleti şarja takmak bile sizin için
ayrılık gibi geliyor, daha uzun bataryalar ve taşınır güç kaynakları… Çözümlerin
türettiği sorunlar sonsuz bir döngüde ilerliyor. Savunma sanayi, silah
teknolojisi, enerji üretiminin yarattığı kirlilik, uzay araştırmalarının
oluşturduğu kirlilik… Ne istiyorsunuz? Rahat bir yaşam mı, tüm bunlar olmadan
elde edebilirsiniz. Zengin olmak mı, rahat yaşamanız ve mutlu olmanızdan fazla
size ne katabilir. İnsanlığın gelişmesi neden iyi, kim için iyi? İnsan olarak
sizin asıl aramanız gereken ne? Bu dünyada ne yapıyorsunuz, yaptığınız
eylemlerin sonuçları ne? Her gün sabah beşte kalkıp o işe gitmek sizi mutsuz
ediyorsa kazandığınız para sizi rahat standartlara kavuşturmuş mu oldu? Trafik
yoğunluğundan süremediniz aracın içerisinde tek oturup saatlerce bekleyip
doğaya ürettiğinizden fazla sera gazı salıp çocuklarınızın hayatından kısmak
refah seviyenizi arttırmış mı oldu? Siz kimsiniz, ne istiyorsunuz?