Dünya koca bir market ve bizler
de müşteriyiz. 90’lardan bugüne geçirdiğimiz bir küsur asrın özeti nispeten bu.
Amerika propagandasının da etkisiyle insan haklarını ve baskı yönetimini
ağzımızda sakız ettiğimiz modern dünyanın en büyük ideoloji yürütücülerinden
birisi olan Sovyetler Birliği’nin çınar gibi yıkılması dünya halklarını bir
tekele itti: liberal ekonomi, kapitalist düzen. Yaşadığımız yüzyılın en büyük
ironisi belki de budur, sistemde rekabeti savunan bir düzenin tekel, mutlak
çözümmüş gibi tabağımıza sunulması. Sistemle sıkıntısı olanların bile onsuz bir
dünyayı hayal edemediği, ütopya gördüğü ve hamburgere doyamadığı bir yüzyıl.
Hak savunmanın anarşi görüldüğü, krallıklar çağından farksız bir mutlakıyet güdüsünün
sürdüğü, sofrada çorbanın aranmadığı bir yüzyıl.
Liberalizmin
pratikteki yansıması gösteriyor ki asıl liberalizm kurgusu başlı başına bir
ütopyadan ibaret. Kim bu liberaller, ne istiyorlar? Nedir bu kapitalizm,
sosyalistlerin alıp veremediği ne? Liberalizm istiyor ki; her insan, yalnız
insan olmasının getirdiği erdemlerle, kimsenin canını yakmadan, kendi halinde
özgür ve mutlu yaşayabilsin. Köyünden mi sıkılıyor, şehre yerleşsin. Çikolata
mı almak istiyor, ister bitter alsın, isterse beyaz çikolata yesin. Dileyen
dilediğiyle sevişsin, kimse karışmasın. Cinsel kimliğini mevcut düzenin dışında
mı görüyor, kendini dilediği gibi tanımlasın. Polis bireyin özgürlüğünü
gözetsin, yargı insani erdemleri her şeyin üstünde tutsun. Kumarı eğlenceli mi
buluyor, kazandığı parayla oynasın. Kimseye zarar vermiyorsa küçük yaramazlar
yapıp neden marihuana kullanamasın? Yalnız kimse devletten bir şey ummasın.
Devlet baba olmasın. Kazandığı parayı harcamakta nasıl özgürse eğitim yükünün
altına da öyle girsin, sağlık yükünün altına da öyle girsin. Sonuçta devlet
sana çocuk yap demedi, onun sorumluluğu da bu kararı alanda olsun. Devlet
hiçbir zaman iş sözü vermedi, insan kendi hür iradesiyle girsin piyasaya
ekmeğini piyasadan kazansın. Devlet dediğin angarya işler yapmasın; inşaatı
taşerona versin, devletin nesi varsa şirketler işletsin. Buradan kaldırdığı
parayı da versin insan haklarına, versin özgürlüklerin arttırılmasına. Yani
işin aslı, liberalizm pembe bir roman, ucuz bir dizi. Hatta öyle ki
sosyalistler ucube düzenin insanlarına göre özgürlükleri daha fazla
savunuyorlar. Sistemin karşısındaki bu insanlar, en azından sistemin vaat
ettiklerini görebilmeyi istiyorlar, devrim yapmayı değil. Topal sistem ise
kazandığı kardan farklı bir şeye kafa yoramıyor.
Bu işi
çıkmaza sokan ise bizleriz: sessiz yığınlar. Cüret edip de liberalizmi bir
ideoloji olarak dahi görmüyoruz. Komünizmden ölesiye korkarken, sosyalizmden
dahi ayıramazken bile aslında korkularımızın bu düzende de yaşadığımızı
göremiyoruz. Ucube bir sistemin içerisinde, kar çarklarının altında iş gücü
ciddiyetinde dahi değil, müşteri potansiyelinde görülüyoruz. Devletin kanatları
altında, güvende olmaya alışmış bizler; nasıl oluyor da sırtımızı
dayanabileceğimiz bir çınar olmadan böylesine rahat hissediyoruz. Daha fenası,
devletin garantörlüğünü savunan sosyalizmden neden ölesiye korkuyoruz. Tüm
bunlar sessizlik sürüsünün düşünmediğinden ibaret. Başkasının yaptığı köprüyle
övünürken tarifsiz bir miktarı vermek ve rahat olmak neden? Köprüsü, tüneli
yine bir yerde dursun. Koskoca devletin kaldırım kenarlarına memurunu koyarak
kendi tekelinde değnekçilik yapıp park parası toplaması ne tür bir utanmazlık.
Sizler
sadece sermaye sahiplerinin manipülasyonlarına boğulan, düşünmeye korkan
insanlarsınız. O kadar korkaksınız ki kendi fikirleriniz, karalanma
kampanyasına kurban giden bir ideolojinin yanında yöresinde yer alırsa diye
söyleyemeyen insanlarsınız. Sosyalizmi övmüyorum, komünizmi güzellemiyorum.
Düşünmek nedir unutturulmaya çalışılan kuşakları cesaretlendirmeye çalışıyorum.
Ne hakkınızı aramak anarşidir, ne de hakkınızı savunmak terörizm. Mutlak itaat
isteyen değnekçilikten başka bir şeye gücü yetmeyen yüzsüzlere karşı susmaksa
insan tabiatına hakarettir. O yollar hiçbir zaman şirketlerin özel mülkü
olmadı, o köprü daha çok para kazanmak için değil sevdiklerinize daha rahat
ulaşın diye yapıldı. Hayal değil gerçek, siz en temelinde ne toplu ulaşım için
ne de içtiğiniz su için para ödemek zorunda değilsiniz. Ödediğiniz para
kullandığınız emeğin karşılığını vermek için olsa bile kimsenin bunlar
üzerinden kar elde etmeye hakkı yok. Sizler en iyi eğitimi kimseye bedel
ödemeden elde hakkına sahipsiniz. Sizler hayatınızı devam ettirme hakkına
kimseye bedel ödemeden de sahipsiniz. İnanın bunlar benim şuan uydurduğum
şeyler değil. Sizlerin de içinden geçenler.
Sizler
daha iyisinin hayalini eldeki haklara karşılık vermeyi kabul etmiş
insanlarsınız. Zengin olacağınız fikri sizi o kadar baştan çıkarıyor ki gözünüz
ne haklarınızı görüyor ne de sessiz kalarak ne tür bir dolandırıcılığın yardakçısı
olduğunuzu. Bana inanın, o kaymak size düşmeyecek. Birbirimize güvenimiz yok,
herkes adı gibi biliyor. Kaymağı yiyen sen olsaydın sen de memnuniyetten dört
köşe olacaktın. Çünkü bu dünya kaymak yiyebilenlerin, bal tadabilenlerin
dünyasına dönüştü. Hiçbirinizin eşitliği sağlamak, adaleti getirmek gibi
erdemli dertleri yok, olmadı. Sistemde kazanan olmak için birbirinizin üstüne
basmaya da razısınız, her türlü şerefsizliğin daniskasını da yapmaya. Sizler
asıl sermaye sahiplerinin güçlerini sürdürebilmek için oyaladığı piyonlarsınız.
Birçoğunuz hiçbir şey kazanamadan ölecek, belki bunun da farkındasınız.
Umutlarınız, onlar o çok korktuğunuz uyuşturucudan bile daha tehlikeli.
Uyuşturucunun bir hayatı nasıl söndürdüğünü görebilirken, bu refah umutlarınızın
sizleri nasıl ezdiğinin farkında değilsiniz.
Memleketinizde
adaleti arayacak hâkim yok. Hapishaneler iddianamesi dahi hala hazırlanmamış
tutuklu insanlarla dolup taşıyor. Sizin de tanıdığınız birçok insan; komşunuz,
akrabanız, arkadaşınız. İşledikleri suç ne, en yakını sizler dahi cevap
veremiyorsunuz. Sizler komünizmi gaddar, despot, hoşgörüsüz bir canavar olarak
mı görüyorsunuz? Korkunuz buysa, buyurun. Korkun. Sizler komünizmi dinsiz,
saygısız ve ahlaksız olarak mı görüyorsunuz? Derdiniz buysa, buyurun. Camii
inşa edip genelev işletmek bahsettiğiniz din değil. Ezanı Arapça okuyup
pedofili grupların sırtını sıvazlamak din değil. Siz içkiye kızarken, aldığınız
maaşı içki vergisinden kazanmanız din değil. Yılların baskısı o kadar bunaltmış
ki sizi, olması gereken sizlere verildiğinde nimetçesine karşıladınız. Sizin
haklarınız nispeten tamamlanırken, başkasının hakkının yenmesini umursamadınız.
Bir yurttaştan durduk yere nefret etmenizin mantıklı bir açıklaması yokken kar
ve güç güdüsü için buna zorlandınız.
Sizden
bir dileğim var. Buyurun düşünelim, buyurun konuşalım. Ne devlet birilerinin
bakkalıdır ne sizler müşterisiniz. Lütfen hak ettiğinizi talep edin. Başı
kapalı eğitim görmek de hak edilmiş kazançtır, oturma eylemi yapmak da. Camiye
gidebilmek de haktır, fikrini söyleyebilmek de. Tek duyduğunuz kendi ağzınızdan
çıkan olmasın. Ülkenin insanıysak yurttaşız. Devlet de bizi soymak isteyen bir
soyguncu değil; hem annemiz hem babamız. Hepimiz ideal hayatlarımızda, hep
birlikte, sorunsuzca yaşayabiliriz. Buyurun talep edelim, buyurun kardeşçe
yaşayalım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder