27 Eylül 2014 Cumartesi

Kıvıcık Yazılar

I
                Yemek yemek, dersler, uyku ve konuşmak gibi sıradan ana fikirlerde toplanan bir yaşantım vardı. İnan bana herkesten sığ, herkesten yavan yaşıyordum. Fakat nerden bileyim ben nefes alıp vermenin yaşamak için yeterli olmadığını? Öylesine uzaktım ki sevmekten sevilmekten. Biliyorum sevilmekten hala yeterince uzağım ama ne şaşırtıcı eylemdir sevmek.
                Bir okul vakti, servise hiç olmadık bir yerden bineceğim. Sokağın başına durdum. Bir göz gezdirdim bekleyen başka öğrencilere, sokağın sonunu gördüm, bu sefer dünya durdu. Birkaç saniyeyi aşmadı bakışım. Aslında aşamadı. Biliyorum hiçbir göz sana doyamıyor fakat benimkiler aç kaldı. Çok muhafazakârdır benim gözlerim. Çok utangaçtırlar. İlk görüşümdü bu, belki bir daha göremeyecektim, kim bilir? İnanılmaz bir şey oldu, hayır bana doğru gelmedin, beklemediğim bir cesaretle gözlerim birkaç saniye daha seni izlemişti. Çekiniyordum, merak ediyordum, şaşkındım. Çok şaşkındım. Seni böyle bilmezdim ben. Aslında seni hiç tanımazdım. Şimdi öğrendim, sen nasıl bir devrimcisin öyle? Gözlerimin bilmem kaç yıllık tutucu rejimini yıktın. Yahu biriniz de söyleyin şimdi, nasıl hayran kalmayayım ben?
                Biz cidden aynı şehirde mi yaşıyorduk? Bırakalım bu şehri, dünyada senin gibisi vardı ve ben neden bilgilendirilmiyordum? Gözlük kullanmayı reddeden kimi kimselere göre güzel olmayabilirsin ama inan umurumda değil. Tabi senin bundan haberin yok. Yahut senin benden de haberin yok. Olmasın, boş ver. Tarafsız İsviçreli bilim adamların yapmadığı bir deneye göre üretim hatası çirkin insanlar gözleri iki kat bozuyormuş. Benden uzun, benden kıvırcık ve benden olgun birisi. Benim normal zamanlarda düşman sıfatı taktığım kimselerin özellikleri aslında. Demek ki hepsi birlikte yan etki yapıyormuş.
                Bu ne gürültüydü, ne ayıptı bu ses kirliliği! Burada altı adım ötesindeki sevdiğine bakamadığı için dalıp giden bir kimse hayal kuruyordu. Hülya bulutundan kaldırdım kafamı. Büyük mü büyük bir servisti. Benim bineceğim değildi. Bulutlara boğulmaya gidiyordum ki senin bineceğin servis olduğunu fark ettim.
                Yaslandığın yarım duvardan doğruldun. Sana tek tavsiyem öyle hareketler yapma. Seni çekemeyen kuşların komplosuna uğrayabilirsin. Kafandaki örgü şapkayı hayal meyal hatırlıyorum. Kış vaktinin bahara dönmesi için yeterli bir sebepti şapkan. Otobüse doğru bir adım attın. Yemin olsun sağ adımını böylesine atan birisine rastlamamıştım. Anlaşmalı mı gelmiştin dünyaya? Bastığın yer seni incitmemek yumuşuyordu sanki. İnan bana saçların kıvırcık değildi de, kıvırcık saçlar için doğmuş gibiydin. Otobüse ilk adımını attın. Belki de otobüstekilerin hayatını kurtardın. Ben bir sürücü olsam dünyanın en kıvırcığının bindiği bir otobüse çarpmam. Ben çarpacak olsam da melekler mani olur zaten. Bindin otobüse. Güneş batıyor sanmıştım ilk başta otobüsün kapıları yavaş yavaş kapanıyormuş meğer. Tekrar hareket geçti otobüs. Ben arkasından bakıyordum. Sonra ne mi oldu? Otobüsü kaçırdım. Hayır, okula gideni değil. Ütopyama gideni. Senin şu bindiğin hani.

                Bir öğlenden sonramı bulandırmıştın ilk gördüğüm gün. Daha da sonra, bir iki hafta kadar mesela, ben unuttum sanıyordum. Unutulduğunu düşündüğüm bir günün gecesiydi. Günü yeni güne bağlamayı adet etmiştim. Birden yazasım geldi. Birkaç ay olmuştu, şiir yazmıyordum. Güzel değillerdi zaten ama bu sefer sana yazmak geldi içimden. O zaman fark ettim, seni unutmak isteyenin yalnız beynim olduğunu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder