15 Aralık 2017 Cuma

Bilinmezlik I

Kıyamet Rönesans’la başladı. Kendini doğanın parçası olarak gören insan bir şeylerin ayrımını yapmaya başladı. İnsan inanılmaz bir değer kazandı. İnsanlık adına yapılmış her şey meşru bir zemin kazandı. Semavi dinlerin altın çağında ortaya atılan bu fikir ilahi duyguların yıldızını söndürüp insani duyguları yüceltti. Dünyayı açacağım pencereden bir kez daha sorgulayın. Sizin sahip olduğunuz tüm önkabuller birer yalandan, tüm iyiler sorgulanmamış yalanlardan ibaret.

               İnsanlığı geliştirecek her şey iyidir. Yalanların belki de en sinsisi, en yumuşak karından vuranı, en inanılmak isteneni… Modern hayat günden güne ihtiyaçlarınızı karşılayan bir yapı değil. Önce sorunlar üretip daha sonra ürettiği bu sorunlara koyduğu geçici ve iğreti çözümlerle sizi dolandıran bir yapıdan ibaret. Gerçekten modernitenin sorunları çözdüğüne inanıyorsanız kendinize şunu sorun, dedenizden daha mutlu ve daha rahat bir yaşam sürüyor musunuz? Teknoloji çağının size sunduklarına bakalım. Telefon, artık insanların sesini duymak için kullanılmaktan bile uzaklaşan bu araç hangi ihtiyacımızı gideriyor? İletişim? Evden binlerce kilometre uzakta her istediğiniz anda annenizin, sevgilinizin yahut kedinizin sesini duyabiliyorsunuz. Uçağı düşünelim, binlerce kilometreyi saatler içerisinde aşıp annenize, sevgilinize, kedinize sarılabiliyorsunuz. Her şey o kadar romantik duruyor ki sorunu anlayamadınız. En temele inin, neden annenizden, kedinizden, sevgilinizden binlerce kilometre uzaktasınız? Çalışmak için memleketi bırakıp bir metropole yerleştiniz, eğitim için yarım yıl gittiğiniz yurtdışında bir şehirde sevgiliniz oldu, maldiv adalarında tatil yaptınız. Aslında tüm bu problemlerin kaynağında yatan o sorgulanmamış etken, hep öyle olduğunu varsaymanızı isteyen önkabuldür işte teknoloji.  Zira bundan bin yıl önce olsa memleketinizde çalışıp, köyünüzden bir kızla flörtleşip tatil için maldivlere gitme ihtiyacı duymayacaktınız. Yine de bu sizi korkutuyor. Çünkü özellikle kapitalizmin sunakları ağzınızı sulandırıyor. Av öncesi savandaki bizonları izleyen aslanlar gibi, tatil sitelerinde gezerken ağzınız sulanıyor. Rahat olmadığı milyonlarca kez deneyimlense bile aklınızın bir ucunda metropolde yaşamak düşüncesi geçiyor. Bu nimetler alındığında yaşayamayacağınız düşüncesi öyle empoze edilmiş ki sizden iki kuşak öncesinin yaşantısını hayal etmek dahi sizi dehşete düşürüyor, korkudan mideniz bulanıyor. Bunun yanında hiçbiriniz mutluluğu bulduğunuza inanmıyorsunuz. Sebebini bilmiyorsunuz. Anlamaya gayret etmiyorsunuz. Çünkü teknoloji elinize telefon verip dikkatinizi dağıtırken değerli olan birçok şeyi arkanızdan taşıyor. Getirdiği her çözüm istemsizce bir sorunu doğuruyor. İletişimi sağlıyorsunuz yetmiyor cebinizde taşıma istiyorsunuz, cebinizde taşımak yetmiyor konuşmaktan fazlasını istiyorsunuz, yapabileceklerinizin sınırı kalktığında aleti şarja takmak bile sizin için ayrılık gibi geliyor, daha uzun bataryalar ve taşınır güç kaynakları… Çözümlerin türettiği sorunlar sonsuz bir döngüde ilerliyor. Savunma sanayi, silah teknolojisi, enerji üretiminin yarattığı kirlilik, uzay araştırmalarının oluşturduğu kirlilik… Ne istiyorsunuz? Rahat bir yaşam mı, tüm bunlar olmadan elde edebilirsiniz. Zengin olmak mı, rahat yaşamanız ve mutlu olmanızdan fazla size ne katabilir. İnsanlığın gelişmesi neden iyi, kim için iyi? İnsan olarak sizin asıl aramanız gereken ne? Bu dünyada ne yapıyorsunuz, yaptığınız eylemlerin sonuçları ne? Her gün sabah beşte kalkıp o işe gitmek sizi mutsuz ediyorsa kazandığınız para sizi rahat standartlara kavuşturmuş mu oldu? Trafik yoğunluğundan süremediniz aracın içerisinde tek oturup saatlerce bekleyip doğaya ürettiğinizden fazla sera gazı salıp çocuklarınızın hayatından kısmak refah seviyenizi arttırmış mı oldu? Siz kimsiniz, ne istiyorsunuz?